Paylaşımlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Paylaşımlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13.11.2008

HUZUR, TEK GERÇEĞİN SEVGİ OLDUĞUNU BİLMEKTİR.




Reiki'nin Beş Prensibinin İçindeki Sır

Hepimizin hayatında hep bir durağan ve hiçbirşey yapmak istemediğimiz, direndiğimiz, isyan ettiğimiz, kendimizi adeta negatiflik oyununa bile bile sürükleyip daha sonra da o oyunu gerçeğe dönüştürdüğümüz ve gerçek gücümüzü nerden aldığımızı unutmak için özel çaba sarfettiğimiz zamanlar mutlaka vardır.

Bu yaşadığımız dönemler aslında tam anlamıyla öncelikle kendimizi olduğumuz gibi kabul etmemekten, kendi gerçeğimizle yüzleşmemek ve kendimizi reddetmek isteyişimizden kaynaklanır. Ve en kolay olanı seçip herkesi ve herşeyi suçlamaya alır, kendimizi de kurban pozisyonuna sokar, adeta küçük bir çocuk gibi ellerimizi kavuşturarak otururuz, taa ki sizinle o direnci kırmaya çalışan anneniz sevgi ile size ışığını değene kadar o enerjiden çıkmak istemezsiniz.

Evet, SEVGİ, herşeyi sevgi ile çözen değerli annelerimizin, elindeki anahtarın sırrını hiç oturup düşünmüş müydünüz mü? Altın anahtarları : SONSUZ SEVGILERI : "sonsuz sevgileri ve bizi o sevgi sayesinde olduğumuz gibi kabul edip, bizim her nefes aldığımız an için yürekten dua edip şükretmeleri ….. "

Sürekli eğitim aldığım değerli hocamın dünkü mesajı çok özeldi: ihtiyacın olan mesajlar sana gelir ve sen de onu çevrene yansıtırsın. Evren ihtiyacımız olan herşeyi gerçekten bize en uygun zamanda sunar…

11 Kasım'ın ardından çevremdeki pek çok kişinin özellikle bu dönemde çok fazla etkilendiğini görmek, bu yazıya aracı olmama neden oldu.


Reiki'nin beş prensibini okuduğumuzda :

Bugün, özellikle bugün öfkelenme.
Bugün, özellikle bugün endişelenme.
Bugün, özellikle bugün dürüst ol.
Bugün, özellikle bugün varolan tüm canlılara iyi davran.
Bugün, özellikle bugün Tanrı'nın zengin hediyeleri için müteşekkir ol.



Dr. Usui'nin bize verdiği mesajını aslında şu şekilde de yorumlayabilir miyiz ?

Yaşamı, kendini var olan herkesi, herşeyi olduğu gibi kabul et, içindeki sevgiyi keşfetmek ve onu herkese ve herşeye yansıtabilmek için Yaradan'la bağını koparma ve herşeye şükret.

Bugün arkadaşlarımızdan birisi, balayının ertesinde beni aradı. Gittikleri Doğu ülkeleri seyahetinden ve duygularından bahsetti. Özet olarak, onca karmaşa ve fakirlik arasında halkın nasıl bu kadar herşeyi olduğu gibi kabul ediyor olması ve kimsenin sinirlenmeyişi onu en etkileyen can alıcı nokta olmuştu….. "o huzuru" tarif etti bana. Telefon konuşmasında bana o huzuru her nefesinde de yansıttı arkadaşımız. Ters gelen, yargıladığımız pek çok şeyi anlatırken farkına varmadan yorum da yapsa, aslında sevgi ve hayranlıkla anlatıyordu. Ona bu seyahatin ona verilmiş çok güzel bir mesaj olduğunu söyledim. Evliliğinin başındaydı ve bugün tatilden sonra işinin ilk günüydü… Bu duyguları unutmadan önce kendisi için bu seyahatin onda iz bırakan duygu ve anları yazmasını rica ettim ara ara dönüp anımsayabılmesi için… Evet, arkadaşınız tatil sonrası "aslında yanılsama olan gerçek sandığı hayatına geri döndü" ona verilen mesaj çok büyüktü . "…evlilikle yeni bir yaşama kapılarını açtın. Sevgi ile yüreğini ve ruhunu birleştirdiğin eşini olduğu gibi kabul et, huzuru seç, sevgiyi seç, işinde ve her olayda sana verdiğim bu mesajı hatırla.."

Olayları olduğu gibi kabul ettiğimizde huzurda, dolayısıyla sevgide kalırız.

HUZUR, TEK GERÇEĞİN SEVGİ OLDUĞUNU BİLMEKTİR.

Kendinizi kötü hissettiğinizde, öfke dolu olduğunuzda, aşağıya çektiğinizde, hiçbirşey yapmak istemediğinizde içinizdeki o küçük çocuğu anımsayın, dudağını bükmüş kollarını kavuşturmuş hiçbirşey yapmamak için direnen o inatçı küçük çocuğu…. Ona tüm gücünüzle SEVGI ile sarılın ….. ona yüreğinizdeki sevgi ışığı ile sarılın, ona tek gerçeğinin SEVGI olduğunu ve gücünü hatırlatın…..Sevginin herşeyi nasıl hallettiğini, sizi yumuşatıp, kendinize getirdiğini göreceksiniz…

Emin olun kendinizi daha iyi hissedecek ve Mucizelerini yaşayacaksınız…..

Dr. Usui'nin, mutluluğun ve sağlığın sırrı olarak 5 prensibi :

Bugün, özellikle bugün öfkelenme.
Bugün, özellikle bugün endişelenme.
Bugün, özellikle bugün dürüst ol.
Bugün, özellikle bugün varolan tüm canlılara iyi davran.
Bugün, özellikle bugün Tanrı'nın zengin hediyeleri için müteşekkir ol.


her gün tekrarlarken, haddim olmadan yorumladığım şekilde, bu prensiplerin enerjisini hissedip onu içselleştirin. Size, nasıl huzur verdiğini ve sizi ne kadar güçlendirdiğini mucizeleriyle kendiniz deneyimleyeceksiniz…

Her sabah ellerinizi Gassho veya Namaste pozisyonunda (ellerinizi göğsünüzün önünde birleştirerek orta parmaklarınızın birleştiği noktaya konsantre olarak) tutarak sakin ve sessizce oturun. 5 prensibi izleyin. Bunların dışarıdan içeriye girmesi için kalpten çalışın.

Bugün, özellikle bugün öfkelenme.
Bugün, özellikle bugün endişelenme.
Bugün, özellikle bugün dürüst ol.
Bugün, özellikle bugün varolan tüm canlılara iyi davran.
Bugün, özellikle bugün Tanrı'nın zengin hediyeleri için müteşekkir ol.

Sonra aşağıdaki gibi, kendinize has yaratacağınız bir dua ile bitirin :

Kendimi, yaşamı,var olan herkesi, herşeyi olduğu gibi kabul ediyorum, içimdeki sevgiyi keşfetmek ve onu herkese ve herşeye yansıtabilmek için Yaradan'ım seninle bağımı koparmama izin verme ve bana yardım et. Verdiğin herşeye şükürler olsun.

Yaradan'ım herşey senin elinde, huzurunda, sevginde. Herşey olması gerektiği gibi..Şükürler olsun. Tek görevim olan bağışlama ve herşeyi olduğu gibi kabullenme, izleme aracılığiya SEVGIDE kalmama yardım et.
Sevgilerimle,
Brajabanita
.
.

8.05.2008

“Reiki ve Mucizeleri”


Reiki’ye başladığım ve inisiye olduğum gün 9 Mart 2002 yeğenimin doğum günü ile aynı gün olduğu için hiç unutmuyorum. Reiki’ye başladıktan sonra hayatta aslında hiçbir şeyin tesadüf olmadığını ve hepsinin bir anlamı olduğunu anlamaya ve farketmeye başladım.

Reiki masterlarımla Reiki 1 çalışmalarımın ardından ikinci aşamayı aldıktan sonra o dönem için içimde sonsuz huzur hissettim.

Reiki seminerleri esnasında içimizde olan herşeyin bu dönemde temizlendiği ve bu arınma döneminde düşünsel, fiziksel, duygusal arınmaların gerçekleşip kendimizin ve bütünün hayrına olacak şekilde hızlanarak gerçekleştirildiği izah edilmişti. Diğer arkadaşlar bir takım duygusal ve düşünsel sorunlar yaşarken benim içim huzur kaplıydı. Sadece hassas olduğu söylenilen 2. ve 5. çakrama Reiki ile bol bol çalışmalar yaparken ellerimi o bölgelerden çekemediğini farkediyordum. Ayrıca her çalışmada boğaz çakramdaki hassasiyetimi gözlemleniyor ve Reiki masterlarım bu noktada bir sorun olabileceğini, bunun için mutlaka bir doktora görünmem gerektiğini söylüyorlardı.

Reiki 2. aşaması aldıktan sonra o dönemde tesadüfler diyeceğim şimdi ise dönüp baktığımda adeta planlanmış diye nitelendireceğim şekilde olaylar gelişti. Yumurtalık bölgemde kistler olduğundan o dönemde aynı iş yerinde çalıştığımız Brajabanita ısrarla rutin kontrollerimi ihmal etmemem için beni sürekli uyarıp duruyordu. Normalde düzenli kontrole gitmeme rağmen bu konuda hep tembellik ederdim ama bu sefer Brajabanita bayağı ısrarlıydı, sonunda pes edip Haziran ayının sonlarında jinekoloğuma gittiğimi hatırlıyorum. Gittiğim doktor, bana Brajabanita’nın tavsiye ettiği, tam bir profesyonel olarak nitelendireceğim son derece titiz ve herşeyi büyük bir itina ile yapan “mükemmelliyetçi” biriydi. İspanya’da ve diğer bulunduğum ülkelerdeki normal doktor kontrollerinde bu denli titizlikle muayene edildiğimi inanın hatırlamıyorum. Her kontrolümde bu kadar titiz davrandığı o muayeneyide çok önemsememiştim. Sadece muayene sonrası bu sefer beni başka doktora yönlendireceğini, tiroid ile ilgili bir problem olabileceğini, bunun da bendeki hormon dengesizliği ile birlikte kistik yapıları tetikleyeceğini ve araştırmamızın uygun olacağını söylemişti. Yönlendirdiği doktorun genel cerrah olduğunu duyunca şaşırmıştım biraz ama orada da Brajabanita devreye girerek doktoruma güvenmemi ve genel cerrahların da kendilerine göre ayrı konuları olduğunu bu doktorun da konusunun tiroid olduğunu ve çok ünlü bir doktor olduğunu söyleyerek beni endişeden uzak tuttu. Tavsiye edildiği gibi o doktora da gittim ve tahlillerimi yaptırdım. Ve ardından bir hafta süren bir eğitim kursu için Madrid’e gittim.

Bu esnada herşeyi Brajabanita’ya teslim etmiştim. Döndüğümde sonuçları alıp tatile gitme planları yaparken, Brajabanita çok sakin bir şekilde doktorun bana tavsiyelerini söylüyordu. Tavsiyeler arasında derhal ameliyat olmam vardı: tiroid bölgelerinde kanserli hücrelere rastlanmıştı. Ama bu öyle güzel aktarılmıştı ki bana…… hastalığımın teşhisi konduktan ve bana izah edildiğinden itibaren hiçbir anında ben korku hissetmedim ve son derece rahattım. Öyle bir iç huzur ve güven duygusu vardi ki, ben kendim bile şu an geriye dönüp baktığımda açıklıyamıyorum. Aldığım Reiki, Reiki hocalarımdan aldığım yardım ve sonrasında da onlardan aldığım desteğe minettarım.

Eylül 2002’de çok iyi doktorumun ellerinde 6 saat süren bir ameliyat geçirdim. Doktorum tek tek kanserli hücreleri temizlemişti. Bu teşhis için biraz daha geç kalınsa sonucun ölümcül olacağını öğrendim. Bulabileceğim en iyi doktorlara düşmüştüm, sanırım o dönemde Türkiye’de olmam da bir tesadüf değildi, Brajabanita ile tanışmam da… Eşim Carlos bu olaylar yaşanırken Reiki ve onunla bağlantılı tüm arkadaşlarımı suçlamış hatta Reiki’den dolayı hastalandığımı söylemişti. Ama ben biliyordum, Reiki beni en doğru ellerin eline yollamış ve doğru zamanda doğru tıbbi yardımı almama aracı olmuştu.

Ameliyat sonrası radyoterapi almamla birlikte hocalarımdan Reiki terapileri almaya devam ettim. Ve çok kısa bir sürede de iyileştim.

Reiki’nin bu hastalığı bana önceden haber verdiğinin, hiçbir şeyin tesadüf olmadığının, benim iyiliğim için herşeyin hızlandırıldığının ve hayrıma olacak şekilde en iyi şekilde sonuçlandığının bilincindeydim. Benim rahatlığım karşısında Carlos da korkularını yendi…..

Ben de yıllardır ifade edemediğim, biriktirdiğim ve özgür bırakmadığım herşey ile fiziksel bedenime ve kendime nasıl zarar verdiğimi farkettim… Herşeyin aslında benden ve içime attıklarımdan kaynaklandığını farkettim….ve Reiki’nin mucizelerine şükrettim…


Eloisa Bravo
Çeviren: Esin Ertuğrul

12.02.2008

Tecrübem / Ebru Süvari

Ben Ebru Süvari. Dizimle ilgili bir sağlık sorunumu azmim, Reiki ve en önemlisi Brajabanita'nın cesaretlendirmesi sayesinde nasıl çözdüğümü anlatmak istiyorum.

2005 yılında Saklıkent'te kayak yaparken arkadan gelen bir çocuğun çarpması sonucunda feci şekilde düştüm. Kayak ayağımdan çıkmadı, kara saplandı, dizim döndü, canım çok yandı ve apar topar Ankara'ya döndüm. Doktora gittiğimde önçapraz bağın çok inceldiğini hatta fonksiyonunu yitirdiğini ve ameliyat olmamın en iyisi olacağını söyledi. Ama ameliyat sonrası çok ciddi bakım gerektiği ve bunu göze alamadığım için ameliyat olmadım. Yine de o dönemlerde aklıma her geldiğinde Reiki tuttum ve elimden geldiğince dikkat ettim, yoğun bir şekilde spora gidip üst kasları güçlendirdim ve bir şekilde olayı kendimce hallettim. Hatta sonraki kış biraz zorlansam da tekrar kayak bile yapabildim.

Bu yaz tam artık dizimin sorun olmaktan çıktığını düşündüğüm bir gün düz yolda yürürken nasıl olduğunu anlamadan yine aynı dizim döndü ve ben yere çakıldım. Hatta bir süre yerden kalkamadım, o kadar canım yandı ki bayılma noktasına geldim. Neyse ki olay şirketimin önünde olduğu için aşağıdakiler hemen yardıma koştular, arabama beni nerdeyse kucakta taşıdılar. Aynı şekilde dizim şişti, morardı, günlerce ağrıdı... doktorun ne diyeceğini iyi bildiğimden gitmemek için bayağı inat ettim hatta. Ama sonunda baktım olacak gibi değil belki daha insaflı çıkar diye bu kez farklı bir ortopediste gittim. Tabii bu arada benden çok annem sıkı bir şekilde reiki vermeye devam etti dizime. Çünkü karışık bir dönem geçiriyordum ve Reikiye de fazla bir inancım kalmamıştı o dönemde. Hastaneye gidip MR çektirdiğimde doktor değişmiş olsa da söylediği şey aynıydı. Bu kez o ince bağ da gitmiş ön çapraz bağımı tamamen kopartmıştım, hatta üzerine bir de minüsküsümü ucundan yırtmıştım. Yani ilkinden daha başarılı bir çalışmaydı ve belki normal hayatta idare edebilirdim ama bazı sporlar ve özellikle kayak kesinlikle yasaktı. Durum gerçekten bu kez daha vahim göründüğü için herşeyi göze alıp ameliyat olmaya karar verdim. Tam o günlerde Brajabanita'yla tanıştım.. canım Reiki hocaaam :) ve ilk kez o bana duymak istediğim ama bir türlü doktorlardan duyamadığım şeyi söyledi, "ameliyat olmak zorunda değilsin, kendin halledebilirsin, ayrıca aynı olayı 2. kez yaşaman -hem de düz yolda yürürken- kesinlikle bir tesadüf ya da şanssızlık değil". Sanırım haklıydı. Dediğim gibi karmaşık ve bana göre oldukça zor bir dönem geçiriyordum ve değişime bir türlü ayak uyduramıyordum. Brajabanita benden öncelikle direnmeyi kesmemi istedi, herşeyi, herkesi (kendim de dahil olmak üzere) özgür bırakmamı ve direndiğim sürece istediğim kadar çok ameliyat olayım aynı olayı tekrar tekrar yaşayacağımı.. vee bu arada sık sık onaylama yapıp dizime hergün reiki tutmamı. Doktorun acımasız önerisinden kulağa daha hoş geldiği için hemen Brajabanita'nın söylediklerini yapmaya karar verdim. Sonuçta kaybecedek birşey yoktu ve dediği gibi belki de dizim sadece bana uyarı sinyali yolluyordu, direnmeyi kes, akışa bırak, düşüncelerini değiştir şeklinde.


Sonraki 2 ay sürekli Reiki yaptım, elimden geldiğince yaşadığım herşeyi akışına bıraktım ve düzenli olarak spora gidip hocalarımın denetiminde kendime fizik tedavi uyguladım. Daha sonra aldığım referanslarla Ankara Universitesinin spor hekimliğindeki bölüm başkanı Prof. Dr. Emin Ergen'e gittim, yani tam işin uzmanına. Kendisi eski Milli Takım doktoruymuş ve bana en son ameliyat diyecek kişiymiş. Ortopedi sorunları olanlara kesinlikle tavsiye ederim. Tedavi anı ise gerçekten komikti. Emin hoca önce klasik ortopedi taktikleriyle dizimi inceledi. Çekti, büktü, oturttu, zıplattı, belli yerlere basıp acı var mı diye sordu ve ben herşeyi çok rahat birşekilde yaptığım gibi en ufak bir ağrı da duymadım. "Herşey normal görünüyor, son derece sağlıklı bir dizin var, gayet sağlam tutuyor" dediğinde ise gerçekten çok şaşırdım. Hatta anlattığım hikayeyi biraz fazla abarttığımı düşündüğünü gösteren bir gülümseyiş vardı yüzünde. Ama daha sonra 1 ay önce çekilmiş MR ve filmlerime baktığında şaşırma sırası sevgili doktorumdaydı. "Yani" dedi "ne iş anlamadım, MR'a göre şu anda topallıyor olman lazımdı ama dizin görünüşte benimkinden daha sağlam". Bundan cesaret alarak kilit soruyu sordum, "peki kayak yapabilecek miyim hocam??" Cevap tam da hayalimdeki gibiydi "Valla gördüğüm kadarıyla sorun yok, her ne yaptıysan iyi yapmışsın, aynısını yapmaya devam et, sporu hiç bırakma vee evet kayak yapabilirsin ama kendini fazla yormadan ve kahramanlık taslamadan." İşi sağlama almak için de bir dizlik takmamı söyledi. Bu arada hala yan gözle yanında asılı duran filme bakıyordu o yüzden de çıkarken uyarmadan edemedi en ufak bir sorun olursa ya da acı hiç gecikmeden hemen gel MR'da gördüklerim pek hoşuma gitmedi :)

Brajabanita'ya göre olayın sebebini bulup o farkındalığa ulaştığım için artık aynı şeyle karşılaşmam pek mümkün değil. Bu arada hikayenin en keyifli bölümü ise bu kış kayak açılışını yaptım, hem de 3 kez ve gerçekten de dizim bana hiç ihanet etmedi, herşey süperdi.

Bu olaydan sonra bir kez daha anladım ki çözümler içimizde başlıyor, hastalıklar aslında bedenimizin bize gönderdiği uyarı sinyalleri. "Biran önce kafanı düzelt yoksa daha sert uyarmak zorunda kalacağım" tarzında. İki alternatif var ya ondan nefret edip, korkmak yerine sevgiyle ele alıp hastalığın sebebine ineceğiz...ya da direnip aynı hastalığı farklı şekillerde tekrar tekrar hatta daha sert şekilde yeniden yaşayacağız.

Ben ilkini seçtim.. gerçi ilerde ne olur bilemem.. ara ara iniş çıkışlar yaşadığım, anlamsız triplere girdiğim için "ben bu olayı çözdüm artık başıma hiç birşey gelmez diyemiyorum"... sanırım olumsuz düşüncelere karşı hep tetikte olmak kendini hiç bırakmamak gerekiyor. Brajabanita'nın dediği gibi herşeye herkese hep sevgiyle yaklaşmak... ama o her zaman olmuyor işte :)) neyse bu da insan olmanın güzel tarafı :))

Son olarak Reikiyle, Brajabanita ve Zeyneple ve sizlerle tanıştığım için çok memnunum... Umarım hayat herzaman bizlerin istediği gibi olur...

31.01.2008

YUNUS VE AŞK / Hicran Özalp

İSTANBUL'DA BİENAL - 2. Ekim. 2007

Bugün Öğretim üyesi olduğum Mimarlık Fakültesi öğrencilerimizle 10. İstanbul Bienaline geziye gittik. Aslında fakülte dekanlığı’na verilen listede ismim geçmiyordu ancak iç sesim (üst benliğim) gitmemi söylüyordu. Ben de tabi ki iç sesimi dinlemeye karar verdim ve geziye çıktık.

İstanbul Modern’e geldiğimiz de bir rehber eşliğinde geziyorduk. Ve bu yazıyı yazmama sebep olan eserin içinde bulduk kendimizi, eser iki duvar arasındaki aydınlatılmış yoldan bizi içine alıyordu, karşılıklı bulunan duvarlar dar bir koridor oluşturuyor, biz o koridordan yavaşça geçerken eseri anlamaya çalışıyorduk. Bir yanımdaki beyaz duvarda ters olarak bazı yazılar yazılmıştı, diğer duvar ise aynadan bir duvardı, ve o yazılarda Yunus Emre ‘nin şu dizeleri yazılıydı:

Mani evine daldık, vücuda seyran kıldık
İki cihan seyrini, cümle vücudda bulduk
Yedi gök yedi yeri, dağları denizleri
Cenneti cehennemi, cümle vücudda bulduk

Tevrat ile incili, Furkan ile Zeburu
Bunlardan beyanı cümle vücudda bulduk
Yunusun sözleri hak, cümlemiz dedik saddak
Kanda istersen anda HAK, cümle vücudda bulduk

Yazılar, tersten yazıldığı için düz bakınca okunmuyor, sadece aynadaki yansımasından okunabiliyordu. Eserin içinde devam ederken, eser bir labirent gibi içe doğru kıvrılıyordu, sola döndüğümüzde birden koridorda bir başka ayna ile karşılaştık, sonra tekrar sola döndüğümüzde koridorun sonunda tekrar bir ayna ile karşılaştık. Koridor giderek karanlıklaşıyordu, koridordan geçerken önce karşımızdan birileri geliyor zannediyorduk ama sonra o görüntülerin aynadaki yansımamız olduğunu fark ediyorduk. Birden tüm ışıklar söndü ve geçit iyice daraldı, içlerimizi bir korku sardı. Karanlık ve dar geçitler her zaman bizi korkutmuştur. Bazılarımız içeri girmek istemedi, içeri girdiğimizde ise birden kendimizi aynanın diğer tarafında bir merkezde bulduk. İçerisi aydınlıktı ve her şeyi o merkezden güvenle açıklıkla izleyebiliyorduk. Dışarıda iken her şey karışıktı ama içeride her şey görünüyor ve anlaşılırdı. Tıpkı Yunus Emre’nin duvarda yazılı olan sözleri gibi

Mani evine daldık, vücuda seyran kıldık
İki cihan seyrini, cümle vücudda bulduk
Yedi gök yedi yeri, dağları denizleri
Cenneti cehennemi, cümle vücudda bulduk

Bu sözlerin anlamını açıklıyordu bize rehber; dünya’da 2 alem arasında; yaşadığımız dünya ve öte alem arasında bedenlenen ruhlarımız, hayat yolunda ilerlerken bazı şeyleri anlamlandırmaya çalışıyordu, mana evi kendi içimizde diyordu Yunus Emre. Kendi içimizi ise cümle vücudda bulduk dizelerinde ise Tanrıyı kendi içimizde bulduk diyordu. Eserde kendi anlatımında dış dünyada gördüğümüz baktığımız şeyleri anlamlandıramadığımızı ancak onların karşımıza konan aynalar olduğunu fark ettiğimizde anlamını kavrayabiliyoruz diyordu ve bu yol bizi farklı geçitlerle kendi içimize doğru ilerlerken, sanki karşımızda bize doğru , bize karşı insanlar geliyor gibi algılarken aslında onların da bizim aynalarımız olduğunu anlatıyordu.

Sonra birden yol ve aynalar bitiyor, içine girmeye korktuğumuz dar kapkaranlık bir geçite geliyorduk; içine bakmaya korktuğumuz sessiz ve karanlık gibi kendi içimize dönmenin eşiğinde de içine girmeye korkuyorduk. Sonra içine girdiğimizde o büyük aynanın arka yüzünde kendimiz olduğunu anlıyor ve herkesi karşıdan izleyebiliyorduk. Biz Tanrı idik, her şeyi bilen gören güç olmuştuk kendi içimizde, Yunus Emre’nin dizelerinde dediği gibi. O farkındalık ile o labirentten çıkarken bu defa her şey farklı görünüyordu bize.

Bir anda; günlerdir düşündüğüm, yaşamımda aslında beni en çok üzen ya da sevindiren, ailem ya da iş yaşamımda ne varsa bizim aynalarımızdır diye konuşuyor ve kendi içimin derinliklerine sessizlikle yol almaya çalışırken kendimi Yunus Emre’nin sözleri rehberliğinde dünya illüzyon oyununun anlatıldığı bir eserin içinde öğrencilerimle birlikte bulmuştum.

Ben kendi derinliklerimde eseri algılarken, birden öğrencilerimden sorular geldi, “hocam biz bir şey anlamadık? Bize anlatır mısınız?” diyorlardı. Henüz 18 yaşında üniversite de mimarlık fakültesini yeni kazanmış ve okulun ikinci gününde birden böyle bir eserin ve anlamın içinde şaşkına dönmüşlerdi. Ben de eserde anlatılmaya çalışılanı Yunus Emre’nin dizelerindeki anlamı anlattım. Bana gözleriyle Hocam o eserden bu kadar anlamı nasıl çıkardınız? gerçekten çok güzelmiş diyorlardı.

Yaşamdaki aynalarımı düşündüm, tüm yaşamımı düşündüm, beni en çok üzen olayların aslında benim kendi mükemmellik takıntım içinde kendini suçlama döngüsü yada toplumsal veya aile baskısıyla oluşan içimdeki değersizlik ya da yetersizlik duygusunun yansımasını yaşadığım olaylar dizisi olduğunu fark ediyordum.

Bütününde her şey eserde de anlatıldığı gibi anlamı dışarıda aradığımız zaman, anlayamıyorduk, dışarısı çünkü bir yansıma idi ama dış dünya renkli, kalabalık, aydınlık ve canlı görünüyordu, kendi içimiz ise karanlık, sessiz ve daha dar bir geçitten giderek ulaşılacak bir yoldu ve kendimize giden geçitin önünde korkular ve aynalar doluydu, o noktada seçim bizimdi ya aynalar veya korkulara kapılarak kendi içimize giden yoldan vazgeçmek veya fark edememek , ya da cesaretle aynalar veya karanlığa rağmen kendi özümüze yol almak .

Kendi özümüzde Tanrıyız, yaratan bizim içimizde, Yunus Emre’nin dizelerinde aşkla söylediği gibi;

Aşk ile ister idik yine bulduk ol canı
Gömlek edinmiş giyer suret ile bu teni
**
Yunus imdi sen senden, ayrı değilsin candan
Sen sende bulmaz isen, nerde bulasın anı
*
HİCRAN ÖZALP

11.12.2007

SEVGİLİ GRUBUM


Sevgili Burak'a
bizimle duygularını
bu kadar içten paylaştığı için teşekkür ederiz.
--
Sevgili Grubum

Türkiye den ayrılık zamanım yaklaşırken yaşadığım eşsiz yolculuğun rehberleri sevgili ablam Selen'e sevgili hocam Brajabanita'ya, Burcu'ya, Zeynep'e, Tuncay'a ve Sevgili grubuma.. içimde başlayan yolculukta sevgileriyle bana rehberlik ettikleri için çok teşekkür ediyorum sizleri seviyorum.

içimizdeki savaşı bırakıp kendimizi akışa bıraktığımızda, görevimi unutturma diye başlayan dualarımızı dilimizden düşürmediğimizde, sevgimizi kalbimizden pembe ışıklarla etrafımıza saçtığımızda ve emin ellerde olduğumuzu bildiğimizde herşey çok farklı gözükmeye başladı, evet biliyorum henüz çok başındayım ama her geçen gün değiştiğimi hissediyorum kıskançlıklarımın nefretlerimin kızgınlıklarımın azaldığını akabinde sevgiyle karşılandığımı hissediyorum. Korkularımla yüzleşiyorum onları seviyor kabul ediyor ve özgür bırakıyorum, ama henüz onlar beni bırakmadılar :) sanırım yakında onlarda beni bırakacaklar.

Bu kısa özetten ve teşekkürden sonra İçimdeki Yolculuk serisinden Fatih Koçak'ın kitabındaki bazı şiirsel anlatımları sizlerle paylaşmak istedim.

Burası benim gerçek yuvamdı.
Burası benim gerçek alanımdı. Burası benim içimdi.
Burası bendim.Burada benden başka hiçkimse yoktu.
Burada huzur vardı.Burada sevgi vardı.
Burada ilahi varoluşun tüm hissi mevcuttu.
Burası benim içime ve tüm var olana açılan kapımdı.
Ben şimdi buradaydım.
Burayı terkedeli çok uzun zaman olmuştu.
Tüm hayatlar boyu burayı aramıştım.
Ama hep dışarıda aramışım.
Onu bulmak uğruna hep başkalarının alanlarına girmişim.
Onların bahçelerinde bende olmadığını zannettiklerimi aramışım.
Oyun buymuş.
Oyun,"Aradığın herşey senin içinde" oyunuymuş.
--------------------------------------------------------------------
Tüm hayatım ve yaşamlar boyunca
sanki bir denizin altında nefesimi tutmuştum
Korkuların salıverilmesi ilebedenim hafiflemiş,belkide ilk defa suyun üstüne çıkmış
ve daha önce hiç deneyimlemediğim derin bir nefes almıştım.
İLK YAŞAM NEFESİM.
Gerçek öz benliğime ait bir nefes
Sevginin nefesi..
-----------------------------------------------------------------
ve son olarak
Sevgi her yerde.
Sevgi herşeyin sahibi.
Sen sevgisin.
Sen herşeye sahipsin.
Sevgi her yerde.
Sevgi herşeye sahip.
Sevgi hiçbirşeye sahip değil.
Sevgi yaratıyor ve bırakıyor.
Sevginin yaratımı sonsuz ve sınırsız.
Benim yaratımım sonsuz ve sınırsız.
Ben sahip olmadan da var olabiliyorum.

Burak Derin

İÇİMDEKİ YOL

Brajeshwari / Genç gelişim dergisi -Aralık sayısı
*
“Devir liderleri izleme devri değil, devir insanın kendini takip etme devri”... Bu sözün içinde bin bir anlam buluyorum her seferinde..Ve kendi içimde de yollara sapıyorum ne zaman düşse aklıma bu söz.. o yollar ki, daha önce hiç gör(e)mediğim, bil(e)mediğim, hiç keşfetmediğim..

Yollar dışarıda değilmiş, ya da yönler.. Kitaplar okumuşum, hayat hocaları edinmişim, kişisel gelişim çalışmalarına katılmışım... Her birini kendi keşfimde, aracı etmişim kendime...Ama aracıyla ben arasındaki gerçek bağı unutup gitmişim o ara.. Kendimi...

Dinle demiş, dinle ve öğren kendim kendime... Ama içim ne diyor duymamışım. Kalabalık, bir uğultu ve kargaşa doğmuş sonra dışarıda benden.. Okunacak kitaplarım başucumda birikmiş.. Uygulayacağım kişisel gelişim metodlarını yapamadığım zamanlarda, kendimden ve kişisel gelişimimden geri düşmüş hissetmişim. Ve ben, beni dinlemezken, başka aracılarla dinlemeyi bir tutmuşum sonra kendimi kendi dışımda-dışarıda...

Ve içimdeki ses susmuş mu? Küsmüş mü bana?.. Kimbilir.. O kadar çok sesin arasında duy(a)mamışım onu.. Her sessizlikte mırıldanırken belki de bana.. İlahi bir mırıldanmaymış halbuki duyamadığım.. Ney’in sesi gibi.. Duru ve berrak.. Mütevazı ve sevgi dolu.... Sesler karışmış birbirine.. O hep asaletini korumuş yerinde... Sevgide kalmış... Bağırmamış, beklemiş ben duyana kadar beni... Sevgiyi bulana kadar ben içimde..

An’ı yaşamanın, ya da an'daki farkındalığın, geçip giden-akan birşey olduğunu unutmuşum. An’da bana verilen dersler, öğretileri sorgularken bir sonraki anı kaçırmışım çoğu zaman..Ve akışıma müdahale etmişim.. O müdahalede “bunu gördüm kendimde“ diyerek bulduğum şeyleri, aynı çocuğun eline aldığı şeyi binbir parçaya bölerek algılamaya çalıştığı gibi didik didik etmişim.. Elimde binbir parça kalmış sonra, atılamaz, satılamaz, bin bir parça-her biri kendi içinde parça parça ..

Ve ne doğruymuş, kime göre doğruymuş gibi sorular başlamış kafamda... Öğretici olarak seçtiğim kitaplar –metodlar bana anlatmışta anlatmış... Peki sonunda hissettiğim doğru mu sağlamamı yap(a)mamışım, bir daha karışmışım... Kimse bil(e)memiş doğru olanı... Ne içim ne dışım.. Ben bile kendi içimde doğruyla yanlışı ayırt edemediğim noktalarda bulmuşum kendimi –içimden-merkezimden-özümden çok uzaklarda..

Ve aynalar... Aynalar beni göstermiş - ben ise gördüğümü gördüğüm olarak algılamışım.. Ne kadar güzel –ne kadar kötü derken, gördüğüm yansımamla – kendimi ayrı tutmuşum... Sanmışım ki aynalarda gördüğüm değiştirilebilir yada onlar benden başka...Sanmışım işte... Aynaya bakan benim, değişimimin; tüm yansıyanda değişeceğini bilememişim... Güzel de –kötü de olanın ben olduğunu, bende var olan olduğunu sonra...İkisinin de insani olduğunu... Hayata dair olduğunu...

Savaştığım şeylerin, aslında ben savaştıkça yok olacağını sanmış kahraman yüreğim... Savaştığım şeylerin ben(im) olduğunu –benden olduğunu ve ne kadar savaşırsam o kadar büyüyeceğini –devleştirdikten sonra anlamışım...O devleşen her şey ile yürekli bir konuşma yapmışım sonra... ”Sizde bendensiniz... Barışalım mı ” diye... Bu konuşma, savaştıklarım neyse büyümesinler artik diye değilmiş kurnazca.. Onları da sevdiğimden barışmak istemişim.. Benden oldukları için...Çünkü savaşanın da-savaştıranın da ve aracı olanında ben olduğunu anlamışım...

Yormuşum kendimi.... Bir ağacın kendi doğasındaki sukunetini isterken hayatta sadece...Yeşil ağaç hani, sokakta –köşe başında her gün gördüğünüz.. Bazen fark edemediğimiz.. Rüzgarda savrulan, yağmurda umarsız.. İsyanı da, mutluluğu da bir olan o büyük gövdeli ağaç.. Hayattan, sadece o köşe başı ağacının sukunetini isterken yorulmuşum... Didik didik etmiş ve çok şey yapmaya çalışırken yormuşum hayatı da... Hayatın aktığını unuturken, kendimi suyun üstünde debelenirken bulmuşum.. Su hiçbir şey yapmadan, kaldırırken beni yukarı oysa...

“Dışarda hiçbirşey yok” derdi meditasyon hocam... Nilambara’nın da aklımdan hiç çıkmayan bir cümlesi geliyor, her gün hatırladığım ilaç olan bana .. ”Sevgiyle-içinden gelerek yaptığın herşey doğrudur”..

Yol nerdedir peki..Dışarıda mı içeride mi?

Yolu bulmak için adım atmak gerekiyormuş, her adımda içinizde gideceğiniz yollar beliriveriyor aniden..Buna da hayat deniyor işte...Hayat dışarıda değil , içeride... Bilmece varsa o da biziz, cevaplarda bizde... içimizde...

Ve o ağaç akışa bırakır kendini.. İsyanı da doğaldır, mutluğu da... Güneş mi açmış, güneşi özümser yapraklarında.. Kar mı yağıyor, beyaza bürünür.. Ve teslim olur doğaya,.. Savrulurken direnmez dalları rüzgarda.. Üstüne konan kuşları kovalamaz "çekilin üstümden, huzur verin" diye... Ayırt etmez böcekleri,kuşları... Hepsini sever açar kollarını... Gövdesine çizik atar birileri, belki acıtırlar canını.... Bilir ki kabuk bağlayıp, yenilenir gövdesi yine....

ve o ağaç bir tanedir-eşsizdir
ama doğanında ta kendisidir
bir yolun köşesinde de olsa
ormanından çok uzaklarda...
*
Brajeshwari